Bir ekranın içine sığdırılmış hayatlar var artık.
Işığı ayarlanmış, filtresi seçilmiş, en doğru açıdan yakalanmış anlar…
Her şey yerli yerinde. Gülüşler tam kararında, kahveler hep sıcak, manzaralar hep huzurlu. Sanki herkes hayatının en iyi versiyonunu yaşıyormuş gibi.
Ama o ekran kapandığında aynı netlik kalmıyor.
Çünkü mükemmel görünen o hayatların çoğu, gerçekte taşınması zor bir yorgunluğun üzerine kuruluyor. Gün boyu koşturan, yetişmeye çalışan, kendine bile vakit ayıramayan insanlar; akşam olduğunda bir fotoğrafın içine sığacak kadar iyi görünmeye çalışıyor.
Çünkü artık iyi hissetmekten çok, iyi görünmek daha önemli hale gelmiş durumda.
Sosyal medya bir vitrin gibi. Ama kimse vitrinin arkasındaki depoyu göstermiyor.
Orada dağınıklık var. Yetişmeyen işler, ertelenen duygular, yarım kalmış cümleler var. Kimsenin paylaşmadığı o kısımda, asıl hayat devam ediyor. Ve o hayat çoğu zaman göründüğü kadar estetik değil.
Belki de en yorucu olan bu dengeyi kurmaya çalışmak. Gerçekle gösterilen arasındaki mesafeyi sürekli ayarlamak. Ne kadarını saklayıp ne kadarını paylaşacağını hesaplamak. Çünkü bir noktadan sonra insan kendi hayatını yaşamaktan çok, nasıl göründüğünü yönetmeye başlıyor.
Ve bu, fark edilmeden insanı tüketiyor.
Çünkü herkes güçlü, mutlu, üretken görünmek zorunda hissediyor kendini. Kimse kötü gününü paylaşmak istemiyor. Kimse dağınıklığını, yorgunluğunu, kararsızlığını göstermek istemiyor. Sanki herkesin hayatı kusursuz ilerliyormuş gibi bir algı oluşuyor. Ve o algının içinde, gerçekten zorlanan insanlar kendini daha da yalnız hissediyor.
Oysa gerçek hayat, filtre kaldırıldığında başlıyor.
Eksiklerle, yorgunlukla, bazen isteksizlikle…
Ama aynı zamanda daha sahici, daha insani bir yerden.
Belki de sorun sosyal medyada değil. Sorun, orada gördüklerimizi gerçek sanmamızda. Başkalarının en iyi anlarını, kendi en zor zamanlarımızla karşılaştırmamızda.
Çünkü kimse her zaman o kadar iyi değil.
Kimse her gün o kadar mutlu değil.
Ve kimse hayatı o kadar kusursuz yaşamıyor.
Ama herkes öyleymiş gibi davranıyor.
Sosyal medyada mükemmeliz. Çok güzeliz. Her şey yolunda.
Kestik.
Şimdi ışıkları kapatalım. Filtreleri kaldıralım.
Gerçek hayatın o dağınık, yorucu, saklanamayan haline dönelim.
Ve belki de en dürüst cümle şu:
İyi değiliz.
Yorum bırakın