İşkolik olmak başarı mı yoksa kaçış mı?

Herkes çalışıyor ama kimse aynı sebeple çalışmıyor.
Dışarıdan bakınca yoğunluk, tempo, üretkenlik…
Hepsi alkışlanan şeyler. “Helal olsun” denilen, örnek gösterilen bir düzen. Ama kimse o yoğunluğun arkasındaki gerçek sebebi merak etmiyor. Çünkü bazı insanlar gerçekten bir şey başarmak için çalışırken, bazıları sadece durursa neyle karşılaşacağını bildiği için çalışıyor.

Bunu en çok işkolik dediğimiz insanlarda görüyorsun.
Nerden bildiğimi sormayın; ben de hep bir arkadaşımda (!) görüyorum.
Takvimleri dolu, telefonları susmuyor, sürekli bir koşturma hali…
Ama bu koşturma her zaman bir hedefe doğru değil. Bazen sadece boş kalmamak için. Çünkü insan boş kaldığında kendine kalıyor. Ve herkes kendine kalmayı beceremiyor.

O yüzden günler planlarla dolduruluyor, işler üst üste alınıyor, “yoğunum” demek bir kalkan gibi kullanılıyor. Bir şeyleri başarmak için değil sadece; bazen hiçbir şeyi fazla düşünmemek için. Çünkü durduğun an, bastırdığın her şey bir anda yüzeye çıkıyor.
Ve o yüzleşme, çoğu zaman bir iş gününden daha ağır geliyor.

Başarı mı, iyi gizlenmiş bir kaçış mı?

İşkoliklik bu yüzden tehlikeli bir şey. Çünkü dışarıdan bakıldığında çok sağlıklı, çok başarılı görünüyor. Kimse “neden bu kadar çalışıyorsun?” diye sormuyor.
Herkes sonucu görüyor, süreci değil.
Oysa asıl mesele tam da orada.
Gerçekten bir yere mi gidiyorsun, yoksa sadece durmamak için mi hareket ediyorsun?

Bir de işin şu tarafı var: Sevdiğin işi yapmak her şeyi çözmüyor.
Hatta bazen daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.
Çünkü bu sefer kendine söylediğin çok güçlü bir bahanen oluyor.
“Seviyorum, o yüzden bu kadar çalışıyorum.” Ama sevdiğin şeyi bu kadar zorlamak, onu da bir süre sonra kaçılacak bir şeye dönüştürebiliyor.
İnsan en çok sevdiği şeyden bile yorulabiliyor, özellikle de onu bir kaçış alanı haline getirdiğinde.

Güçlü görünenlerin sessiz yükü

İşkolik insanlar genelde güçlü görünür. Her şeyi yetiştiren, kimseye ihtiyaç duymayan, her yükün altına giren insanlar. Ama kimse o yüklerin ne kadarının gerçekten mecburiyetten alındığını sorgulamaz. Çünkü bazen o yükler bilinçli bir tercih olur.
Kendi hayatınla baş başa kalmamak için başkalarının sorumluluğunu taşımak daha kolaydır. Kendi iç sesinle uğraşmak yerine, dış dünyanın gürültüsünde kaybolmak daha konforludur.

Ve itiraf etmek gerekirse; işkolik olmak her zaman başarı değildir. Bazen sadece çok iyi kamufle edilmiş bir kaçıştır. Üstelik en tehlikeli olanı, bunun farkında bile olmamaktır. Çünkü o zaman insan gerçekten bir yere gittiğini zannederken aslında sadece aynı yerde dönüp durur.

Belki de mesele ne kadar çalıştığımız değil, neden duramadığımızdır. Çünkü bazı insanlar bir şeylere yetişmek için koşar, bazıları ise durursa kendine yakalanacağını bildiği için.

Ve belki de sormamız gereken tek bir soru var:
‘’Gerçekten bir şeylere mi yetişmeye çalışıyoruz, yoksa kendimizden mi kaçıyoruz?’’

Yorum bırakın