Sebebi Yok Gibi Ama Geçmiyor…

Son zamanlarda kendimi sürekli bir şeylerle meşgul ederken buluyorum. Öyle normal bir yoğunluk da değil bu. Sanki durursam bir şey olacakmış gibi… Bir iş bitmeden diğerine geçiyorum. Telefon elimde, bilgisayar açık, kafamda yarım kalmış onlarca şey.

Bazen düşünüyorum da, gerçekten bu kadar işim mi var, yoksa ben kendime iş mi çıkarıyorum?

Eskiden “kamp hayatı” diye anlatılan bir düzen vardı ya; sabah kalk, koştur, yorul, akşam çadırına dön, ertesi gün yine aynı. Son zamanlarda hayatım biraz ona benziyor. Sürekli hareket hâlindeyim. Yoruluyorum ama dinlenemiyorum. Çünkü dinlenmek, sadece bedeni durduruyor. Kafamı değil.

Aslında kaçtığım şey iş değil galiba.Kendi sessizliğim.

Çünkü ne zaman ortalık sessizleşse, o his de gelip yanıma oturuyor. Adını koyamadığım, sebebini tam olarak bilmediğim ama uzun zamandır benimle yaşayan bir his.

İnsan bazen neye üzüldüğünü gerçekten bilmiyor. Büyük bir olay yaşamamış olabiliyor. Kimse kalbini yeni kırmamış olabiliyor. Hayat dışarıdan bakınca gayet normal görünebiliyor.

Ama içeride bir şey eksik.
Ya da fazla.
Bilmiyorum.

İşin garip tarafı, o hissin geçmesi için elimden geleni yapıyorum. Daha çok çalışıyorum. Daha çok plan yapıyorum. Daha çok üretiyorum. Daha çok insan görüyorum. Daha az evde kalıyorum. Günün sonunda o kadar yoruluyorum ki “bugün düşünmeye fırsatım olmadı” diye seviniyorum.

Sonra başımı yastığa koyunca anlıyorum.
Ben onu oyalamışım.
Geçirmemişim.

Sanırım bazı duygular biz onları görmezden geldikçe küçülmüyor. Tam tersine, daha sessiz ama daha kalıcı oluyorlar. Gün içinde seslerini kısmayı başarıyoruz sadece. Gece olduğunda, telefon kenara bırakıldığında, yapılacaklar listesi bittiğinde, o sessizlikte tekrar kendini hatırlatıyor.

Belki de bu yüzden bazı insanlar hep yoğun olmayı seviyor. Sürekli çalışıyor, sürekli plan yapıyor, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Dışarıdan bakınca üretken görünüyorlar.

Belki de sadece durmaktan korkuyorlar.
Ben de bazen onlardan biriyim.
Çünkü durunca kendimle karşılaşıyorum.
Ve her seferinde aynı soruyu soruyorum:
“Neyin var?”
Cevabını hâlâ bilmiyorum.

Belki her duygunun bir sebebi olmak zorunda değildir. Belki bazı ağırlıklar tek bir günde oluşmadığı gibi, tek bir günde de gitmez. Belki insanın içinde zamanla biriken şeyler vardır; söylenmeyen cümleler, ertelenen kırgınlıklar, yorulduğunu bile fark etmediği günler…

Hepsi bir yerde toplanır.

Sonra sen, “sebebi yok gibi” dersin.
Oysa vardır.
Sadece tek bir sebebi yoktur.

Ve belki de iyileşmek, o hissi kovmaya çalışmak değil; onun neden hâlâ orada olduğunu merak edecek kadar kendine yaklaşabilmektir.

Ben bunu hâlâ öğreniyorum.
Ama şunu biliyorum…

Ne kadar hızlı yaşarsam yaşayayım, ne kadar çok çalışırsam çalışayım, ne kadar kendimi oyalarsam oyalayayım…

İnsan en sonunda yine kendine dönüyor.
Ve galiba asıl cesaret de tam o anda başlıyor.


“Dert, insanı yok etmeye değil; olgunlaştırmaya gelir.”
— Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Bir Cevap Yazın