
30’lu yaşlar Nazan Öncel’in ‘’bir demlik çayım var, tütünüm de geçiyor.’’ diye karalarken ne demek istediğini anlamaktır belki de.
Hatta demlik bitmeye yakın ’’bir demlik günüm var, ömrüm de geçiyor’’ kısmını dinlemekten öte tam anlamıyla yaşadığını fark ediyor insan, ne garip.
İnsan kendinden kaçamıyor arkadaşlar.
Sırtındaki yüklerden de.
Aklındakilerden de.
Zaten kaçmak konusunda hiçbir zaman başarılı bir insan olamadım.
Belki yükümün ağırlığını bahane ettim, belki kaçmayı kendime yediremem dedim, belki de kaçmayı hiç denemeyince nasıldır hiç bilemedim.
Ama alışılan her yük, bir kambur gibi sırtından hiç inmiyor insanın.
Belki bir kere cesaret etseydi kaçmaya insan, en azından deneseydi bir kere, sonucunda kaçamasa bile yüklerini döke saça giderdi bir yere kadar.
Ya yakalanırsa mı?
Eksilen yükleri yanına kâr kalırdı belki, ne bileyim.
Çünkü bazı yükler, bırakılmadığı sürece hafiflemiyor.
Alışılan her yük, zamanla sırtınla bir oluyor.
Alışılan her yük, yer bulamayınca gelip gülüşlerinin üstüne çöküyor.
Alışılan her yük, her gün, her saniye senden bir parça alıp götürüyor.
Alışılan her yük, sustuğun her cümlede biraz daha büyüyor.
Alışılan her yük, zamanla kaderin gibi gelmeye başlıyor.
Alışılan her yük, en kalabalık masada bile insanı yalnız hissettiriyor.
Alışılan her yük, bir gün aynaya baktığında gözlerinin neden eskisi gibi gülmediğini anlatıyor.
Alışılan her yük, “biraz daha dayanırım” cümlesini ezbere biliyor.
Alışılan her yük, insanı yormaktan hiç vazgeçmiyor.
İnsan ise yorulduğunu söylemekten.
“Yükün ağırsa, onun sana ait olup olmadığını da düşün.”
— Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Bir Cevap Yazın