
Bir şey yolunda gitmediğinde kız, işler karıştığında biraz daha kız, içinden çıkamadığında da mümkünse ortadan kaybol. Nasıl olsa birileri bir şekilde halleder. Hatta yeterince yüksek sesle konuşursan haklı bile sayılabilirsin. Mis gibi hayat.
İnsan ilişkilerinin yazılı olmayan bazı kuralları var galiba. Mesela en çok ses çıkaranın en az açıklama yapmak zorunda kalması gibi. Ya da bir sorumluluğu üstlenmek yerine o sorumluluğu hatırlatan kişiye kızmanın, meseleyi çözmekten daha kolay olması gibi.
Bir de hiçbir şey olmamış gibi devam edebilme yeteneği var tabii. Ona ayrıca hayranım.
İşin garibi, zamanla herkes bu düzene alışıyor. Kimin neye kızacağı, hangi konunun açılmaması gerektiği, kime neyin sorulamayacağı ezberleniyor. İnsanlar birbirlerinin karakterini tanımaktan çok, hangi durumda nasıl tepki vereceklerini öğreniyor.
Sonra bir bakıyorsun, ortada çözülmesi gereken bir mesele var ama kimse meseleyi konuşmuyor. Herkes birinin sinirlenme ihtimalini konuşuyor.
Ne kadar da sağlıklı bir iletişim biçimi.
Üstelik bu durum yalnızca iki insan arasında yaşanmıyor. Ailede, arkadaşlıkta, kalabalık sofralarda, hayatın hemen her yerinde karşımıza çıkıyor. Birileri hep anlayış bekliyor, birileri hep anlayış gösteriyor. Birileri kırılınca dünya duruyor, diğerleri kırılınca hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Çünkü bazı insanların kırgınlıkları önemli, bazılarınınki ise idare edilebilir kabul ediliyor.
İdare etmek…
Ne enteresan kelime değil mi?
Bir insanı idare etmek, bir durumu idare etmek, bir günü idare etmek, bir ilişkiyi idare etmek… Derken insan kendi hayatını yaşamaktan çok, etrafındaki her şeyi idare eder hâle geliyor.
Bir de bunun görünmeyen tarafı var. Sürekli anlayış gösteren, ortamı yumuşatan, kimse üzülmesin diye kelimelerini seçen, herkesin açığını bir şekilde kapatan insanlar var.
Hani şu ne olursa olsun bir yolunu bulanlar.
Bir şey aksadığında ilk akla gelenler.
Bir sorun çıktığında arananlar.
Her şey yolundayken pek hatırlanmayanlar.
Onların da bir gün yorulabileceği pek hesaba katılmıyor. Çünkü bugüne kadar hep halletmişler. Demek ki bundan sonrasını da hallederler.
Mantık oldukça basit.
Bir insanın bir şeyi yapabiliyor olması, onu sonsuza kadar yapmak zorunda olduğu anlamına gelmiyor oysa.
Ama bunu anlatmak da ayrı bir sorumluluk. Üstelik çoğu zaman anlatmaya çalıştığın şeyin kendisinden daha yorucu.
İşte insanın tahammülü biraz da burada tükeniyor.
Bir olayda değil, bir cümlede değil, tek bir hayal kırıklığında hiç değil. Küçük küçük biriken, her defasında görmezden gelinen, sonra da hiç yaşanmamış gibi davranılan şeylerde.
Öyle ki bir süre sonra insan artık kızamıyor bile. Çünkü kızmanın da açıklama yapmanın da anlaşılmayı beklemenin de ayrı bir yorgunluğu var.
Ve bazen sessizlik, olgunluktan değil, söyleyeceklerini defalarca söylemiş olmaktan geliyor.
Bir noktadan sonra kimin haklı olduğunun da pek önemi kalmıyor. Çünkü mesele haklı çıkmak değil, sürekli aynı şeyleri yaşamak zorunda kalmamak.
İnsan biraz huzur istiyor.
Öyle büyük beklentiler de değil aslında. Herkesin kendi payına düşeni üstlendiği, bir şey sorulduğunda dünyanın sonu gelmediği, hataların kabul edilebildiği, seslerin yükselmeden de anlaşılabildiği sıradan bir hayat.
Çünkü hayat zaten yeterince karmaşık. Bir de insanların ne zaman, neye, nasıl tepki vereceğini hesaplayarak yaşamak zorunda kalmak gerçekten yorucu.
Belki de bu yüzden insan zamanla daha az konuşmayı, daha az açıklama yapmayı, daha az beklentiye girmeyi tercih ediyor.
Küsmek değil bu.
Vazgeçmek de değil.
Sadece her şeyin bir bedeli olduğunu, bazen o bedeli hep aynı insanların ödediğini fark etmek.
Ve insanın kendi huzurunu korumak istemesi için illa büyük bir olay yaşaması gerekmiyor.
Bazen küçük bir ses yükselmesi, geçmişte sustuğu bütün cümleleri hatırlatmaya yetiyor.
Neyse arkadaşlar.
Bağırınca çözülüyorsa biraz daha yüksek sesle.
Ama mümkünse bu defa gerçekten bir şeyler çözülsün.
Çünkü birilerinin sesi yükseldikçe, başkalarının içinden konuşmak bile gelmiyor artık.
“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”
– Mevlana Celaleddin Rumi
Bir Cevap Yazın